Başlık uzun ve çelişkili mi olmuş sizce? Başlığı kısaltamadım, çünkü meselemiz büyük, soruna yaraşır bir başlık oldu, umarım yazdıklarımız da akıllarda doğru yer edecek bir algıya vesile olur ve başlığa attığım çelişkiyi umarım hep birlikte anlarız.

Haydi, yine yeniden anlatalım-yazalım ve de okuyalım: Son zamanların popüler, iyice yayılmış, sentetik zehri bonzai artık her yerde. Çocuklarımız akıllarını bu uyuşturucuya kiraya vermelerinin ötesinde hepten satmış durumdalar. Akıllar gidik, tabiri caizse motor yandı. Bağımlı bir insanı kurtarmak, “bir insanı yeniden inşa etmek” anlamına gelir. Ve bu anlam, bağımlı insanın aklına hitap etmekle ortaya çıkartılır. Bağımlıya, unuttuğu gerçek insan hayatını yeniden hatırlatmak için bir aklının olması birinci şarttır. Bunun başarılması için de maddeyi kullanmadığı anlardaki aklı bulup, o akla hitap etmek gerekir. Madde etkisindeki birine hiçbir şey anlatılamaz.

Peki, akıl uyuşturucu yüzünden tamamen gitmişse ne olacak? İşte sorun ve mesele de bu zaten. Sentetik zehir bonzai içenler başkalaşıyorlar, geri dönülmez değişimler yaşıyorlar çünkü beyin devreden çıkıyor. Korkarım ki, uzun süre kullananların yani aklı ortadan kalkanların şanslıları (!) ölecek, diğerlerini akıl hastanelerine kapatacağız. Sapır sapır bir nesil bonzai zehrinin etkisinde, köle gibi, hipnoz edilmiş gibi bu uyuşturucunun pençesinde. Kurtuluş için tüm toplumun topyekûn şuurlu hareket etmesi gerekiyor. Hem de hemen, fakat daha önceki uyuşturucular için yapılmayan bu topyekûn mücadele, bu defa yapılır mı? Tecrübelerimi hatırlayan aklım; “emin değilim” diyor.

1997 yılında başlayan narkotik polisliğimin ilk günlerinde, sokaklarda perakende uyuşturucu satışına karşı mücadele ediyordum. Kıymetli meslektaşlarımla birlikte tabiri caizse, her operasyonumuzun başarıyla neticelenmesi için bin bir emek ve sabırla, resmen iğneyle kuyu kazıyorduk. O günlerde İstanbul Sokaklarında narkotik sokak mücadelesini hepi topu 8 ekip yapıyorduk. Ama çok iddialı bir şekilde söyleyebilirim ki, o günlerde o sekiz ekip, toplam en fazla 24 narkotik polisi sokaklara hâkimdik! Çünkü o zamanlar bu şehrin nüfusu şu an ki nüfusunun yarısından da azdı. Ve o zamanlar popüler kültür içerisinde yer alan uyuşturucular gençler arasında bu kadar rağbette değildi. Ve yine o zamanlar, bugün her sokakta olan, sentetik türevli, her gün bir başka çeşidinin sokaklara salındığı bu yeni nesil uyuşturucular yoktu.

Yabancı meslektaşlarımızla yaptığımız geçmişteki uluslararası toplantılarda, onlar; “biz bu mücadeleyi kaybettik”, bizler ise gayet rahat ve özgüvenli hallerimizle; “Aaa o uyuşturucu biz de hiç yok” diyorduk. Avrupa ülkeleri ile aramızdaki bu bariz fark maalesef son 10 yılda kapandı. Yok dediğimiz laboratuvar ürünü sentetik uyuşturucuların tüm çeşitleri herhangi bir yerde çıktıktan hemen sonra artık ülkemize gelir oldu. Çünkü genç nüfusu fazla olan bu topraklar uyuşturucu ticareti için ihmal edilmeyecek bir pazardır.

Her operasyon ile ele geçen yüksek miktar uyuşturucu yakalamaları, Avrupalı meslektaşlarımız için o günlerde, her daim bayram havasıydı. Çünkü bizim topraklarımızdan geçip Avrupa’ya giren ve milyonlarca uyuşturucu paketçiklerine bölünen uyuşturucu demek, onlar için önü alınmaz bir işin en baştan önünün kesilmesi demekti. Yani Türk Narkotik Polisi ne yakalarsa, asıl kârı Avrupa Polisi yapıyordu ki bu durum bugün için de hala geçerlidir. Ancak bakıyoruz ki çoğunlukla Avrupa Ülkelerinden gelen sentetikler konusunda aynı hassasiyeti biz karşı taraftan göremiyoruz. Acaba onlar, “biz önce kendi ülkemiz için çalışırız” deyip insan olmanın, uyuşturucu sorununa insanca bakabilmenin evrenselliğini ikinci plana mı atıyorlar? Durum biraz böyle sanırım. İşte bu gerçeği de görerek sokaklarımıza hep birlikte daha da sahip çıkmamız gerektiğini hep birlikte idrak etmek zorundayız.

Uyuşturucu bütün dünyanın sorunudur. Bu suçu işleyenler insanlık suçu işlemektedirler. Hiç tanımadıkları insanları önce bağımlı, ardından sıkıntılı bir hayat süreci ile ölüme gönderen uyuşturucu satıcıları genellikle vicdanlarını tam anlamıyla karartmış insanlardır. İçlerinden çok azının ıslah olduğu görülmektedir, çünkü kolay-kirli-çok para cenderesine girdikten sonra çıkmaları pek mümkün değildir. Ve bu çıkamamanın filmlerde olduğu gibi mafyavari bir sebep olan “bu âleme giren bir daha çıkamaz” durumu ile hiçbir ilgisi yoktur. Mesele çoğu zaman, bu haram paranın kölesi olanların, kendi iradesi ile insanlığa yeniden terfi edememesidir. Anlayacağınız, meselenin öyle film konusu olacak felsefesi pek yok, mesele; para, daha çok para ve yine daha da çok para peşinde olmaktır.

İnsanlıktan çıkmış, bu insan görünümlü yaratıkların son zamanlarda ellerinden başka ellere sıkça transfer ettikleri yeni sentetik zehrin adı bonzaidir. Ağaçları saksıya koyup, budayarak minyatür bir halde tutma sanatının adı maalesef sokaklarımızı son zamanlarda istila etmiş bir uyuşturucuya sempati kazandıran bir isim oldu. Acı ama gerçek olan şu ki bu isim yerleşti. Bağımlı hastası, yakını, polisi, bu işin uzmanları bizler dahi aynı isimle sorunu tarif ediyoruz. Bu da şunu gösteriyor ki, bu uyuşturucu yani sentetik zehir bonzai, bir sorun olarak ismiyle cismiyle bu toplumun içerisine iyice yerleşmiştir. Pozitif olan tarafı ise tüm toplumun ismini ezberlercesine bu derece duyduğu bu uyuşturucu sorununa hep beraber bir başkaldırı da bulunuyor olmasıdır. Ancak şu anda yapılan bu başkaldırı ve bakış açısı bağımlılık ve bağımlılık yapıcı maddeler konusunda toplumca zır cahil olduğumuzu bir kez daha gözler önüne sermektedir. Niye mi?

18.06.2012 tarihi, benim sentetik zehir bonzai hakkında yazdığım ilk yazımın tarihi. 2010, sentetik zehir bonzainin ülkemizde ilk görüldüğü tarih, 2012 Türkiye KOM (Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı) Raporunda verilen bu tarihin öncesinde bu uyuşturucu ülkemizde yoktu diyemeyiz. Sentetik zehir bonzainin 2005’li yıllardan itibaren söylentisi başlamıştı. Bir uyuşturucunun söylentisi onun artık, o ülkede kullanıldığı anlamına gelir. Sokakta iyice yayıldıktan sonra polis tarafından yakalanması da, bu yeni uyuşturucunun, o ülke için bir sorun haline geldiğinin ispatıdır. Sentetik zehir bonzainin de ülkemizin sokaklarına yerleşmesinin kronolojisi aynen böyle olmuştur. Bir uyuşturucunun bela bir sorun olduğunu anlamamız için maalesef toplumsal algı ölümlerle devreye girer ve bu sentetik zehir bonzaide de bu son safha tamamlanmıştır. Artık çocuklarımız da birer ikişer ölmeye başladılar…

Ölüm ayıklığı bizi ayıltır mı?

Kıymetli Dostlar, mesele sentetik zehir bonzai belasına bilinç oluşturmak değil, mesele bağımlılık yapıcı maddelerin tümüne karşı topyekûn mücadeledir. Bu mücadele bir madde ismi altında yapılır ise sentetik zehir bonzai içmekte olan her bağımlının içtiği ESRAR maddesi meselesi araya gider! Sentetik zehir bonzaiye karşı olan bu gençlerin arasında birçoğu şu anda hala ESRAR içiyor ve ESRAR bağımlısıdırlar. Kendimizi kandırmayalım! Hatta kendi aralarındaki muhabbetlerde aynen şöyle diyorlar; “oğlum içecekseniz esrar için!” Ve ne acıdır ki biz meseleyi tam da onların bakış açısıyla tartışıyoruz. Büyük zarardayız!

Yalnızca sentetik zehir bonzaiye dikkat çekerek bir tartışma yapmak ya da bu maddeye özgü kanunlar çıkararak sorunla mücadele edilebileceğini düşünmek by pass çözümlerdir. Kalıcı, bitirici bir yaklaşım değildir. Böyle yaparak neredeyse “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” de olduğu gibi, “oh bizim oğlan esrar içiyormuş, bonzai değil” garabetinin ortaya çıkmasına sebep olmaktayız. Tüm bağımlılık yapıcı maddelere karşı başta önleme çalışmaları toplumun her kesimine yönelik, herkese dokunulacak şekilde geliştirilmelidir. Bunun için Yeşilay Derneği, Türkiye Bağımlılıklarla Mücadele Eğitimi Programını başlattı. Büyük bir umut ve heyecanla, bu projenin toplumun tüm kesimlerine ulaşarak, tüm bağımlılık yapıcı maddeleri önleme boyutuna ulaşmasını diliyorum.

Kurumların sorumluluklarını yerine getirmeleriyle uyuşturucu sorununun ortadan kaldırılacağını bekleyen sevgili ebeveynler, eğer böyle düşünüyorsanız “büyük tembelsiniz” demektir. Çünkü kanunlar çıkar, değişir, kurumlar çalışır ve evet bunlar olmazsa olmazdır ancak bunların olmasının yanında siz çocuklarınızla ilgili bu uyuşturucu mücadelesinde var olmazsanız, tüm bu devlet tedbirlerinin hiçbir anlamı yoktur. Mücadelenin anlamlı olabilmesi ailenin bir arada ve bilinçli olmasıyla mümkündür. Ve bunun için uyuşturucunun aile bireylerinden birine bulaşmasını beklememek gerekir.

İlla da uyuşturucuları bir sorun sıralamasına sokacaksanız en başta ESRAR gelir. Ondan daha önce SİGARA gelir. Sigaranın yol arkadaşı ALKOL en başa geçmek için hep ataktadır. EROİN hep vardı, yine var. KOKAİN ailelerin ocağına incir ağacı dikiyor. Gençler arasında ECSTASY gibi haplar hala kullanılmaya devam ediyor. SENTETİK ZEHİR BONZAİ ise son zamanlarda piyasaya çıktı ve öldürüyor. Sık ve toplu ölümler oluyor diye mi bonzai için özel mücadele başlıkları açıyoruz? Hızlı öldürmeseydi sorun değil miydi?

Sentetik zehir bonzai hakkında komplo teorilerimiz de var, olmasa şaşardım zaten. Neymiş efendim, “dış güçler neslimizi bonzai ile ortadan kaldıracakmış”, diyelim ki bu komplo teorisi doğru, o zaman bu soruyu sormak hakkımızdır; “Ey iç güçler bu arada siz ne yapıyorsunuz?”

Her mücadele önemlidir, sentetik zehir bonzai hakkında duyarlı davranan, mahallesine sahip çıkan gençleri bilhassa tebrik ediyorum ancak mahallesine o afişi asmadan az önce esrar içip gelmiş olanların varlığını da inkâr etmeyelim diyorum, vesselam…

Zafer Ercan
26.07.2014
zafer@zaferercan.com
twitter: @zaferercan