Uyuşturucunun Harman Yeri - Zafer Ercan Kitapları

 

 

 

Kitaplarım

Uyuşturucunun Harman Yeri

Uyuşturucunun Bam Teli

Onu ilk tanıdığımda “şaşırmadım” desem, yalan olur.
İnce ve dudaklarının yanlarından sarkan bıyıkları, uzun saçları ile “bu adam ne anlatacak” diye geçirdim içimden.
Uzun sürmedi sorularımın cevaplanması.
Sahnedeki bu genç adam küçük hareketleri ve ağzından her çıkan sözcükle, konuya hiç ilgi duymayan insanları bile etkilemişti.
Sahneyi bu kadar iyi kullandığına bakılırsa, tiyatro eğitimi almış bir oyuncu, anlattıklarına hâkimiyeti ile bir bilim adamı gibiydi.

Sahneye yansıtılan haritalarda uyuşturucu trafiğini ustaca anlatımı ve özellikle gençlere verdiği mesajlar Zafer Ercan'ın polisliğe adanmış kimliğini ele veriyordu.

Sonrasında kurduğumuz dostluk, bana yepyeni ufuklar açtı.
İşini iyi yapanlara duyduğum saygı onun için doruktaydı.
Bu ülkenin insanlarını uyuşturucu belasından uzak tutmak için gösterdiği çabanın, ona ekonomik hiçbir getirisi olmadığını öğrendiğimdeyse, saygım hayranlığa dönüştü.

Yazdığı her kitap özellikle yetişme çağında çocuğu olan her ailenin başucu kitabı niteliğindeydi.
Benim için de öyle oldu.
Had safhadaki sigara düşmanlığı bana sigarayı bıraktırdığı gibi “bağımlılık kongrelerine “ konuşmacı olarak davet edilmemi bile sağladı...

İşte sevgili Zafer şimdi yeni bir kitapla karşımızda.
O bir nefer.
Benim de bağımlılık konusunda duyarlı olmamı sağlayan, beni uyuşturucu ile mücadeleye nefer yapan kişidir; Zafer Ercan.
“Tüm Dünya organize hareket etmeden uyuşturucunun kökünün kazınmayacağını” bilecek kadar gerçekçi!
Ama “ne kadar çok genci daha heveslenmeden uyuşturucuya, kurtarır, anlatırsak” diye çırpınan yapısıyla, tam bir savaşçı!

Bu önsözden çok bir teşekkür Zafer Ercan'a, çocuklarımız ve kurtardığı aileler adına...

Yolun açık olsun Kardeşim.

Tayfun Talipoğlu
04.12.2011, Ankara

 

Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir

Bilmem, siz de evlatlarınızın gözlerinin içine bakıp ara sıra sorar mısınız kendinize? Benden sonrasını yaşayacağını umduğum bu acemi insanları ne kadar çok acı, ne kadar çok şaşkınlık ne kadar çok sınamalar bekliyor. Yanlarında olamayacağım o zamanlarda ne ederler, ne yaparlar acaba?

Kızımla, oğlumla göz göze geldiğim her defasında, aramıza sızıverir bu kaygılar. Garip de bir suçluluk olur ya hani: Hiçbir şeyden haberi yoktu; benim yüzümden geldi buraya! Hayat, bütünüyle belirlenebilecek bir şey değil. Sürprizleri var. Beklenmedik kırılmaları var.

Dünyanın giderek daha çeşitlendirdiği günahlar, kapımıza daha çok yaklaştırdığı fenalıklar karşısında, giderek savunmasızlaşıyoruz. Hileler daha çok incelikli hale geliyor. Çirkinlikler daha çekici maskelerin ardına saklanıyor.

Sınanmayacağımızı sanıyorsak aldanıyoruz. Uyuşturucu sektörü devasa boyutlara çıktı. Hayal edilmez çekiciliklerle sızıyor hayatımıza. Müşteri arıyor kendine. Ve yazık ki bulacak da. Hep “başkaları” sandığımız o müşterilerden biri evladımız olacak belki de… Başkasının evladı olsa ne fark eder ki? O da “evlat” değil mi? Pazarlayıcılar elbette onlara dikmiş gözlerini. Ne çok bağımlı yapılası çocuklar var şimdi. Biri yeni doğdu. Bir başkası hayatının baharında. Bir başkası bunalmış, isyanlar içinde. Tuzağa doğru yaklaşıyor. Hatta tuzak ayaklarına doğru yaklaştırılıyor.

Zafer Ercan, bizim adımıza bir uyanıklığın nöbetini tutuyor. Onun baktığı yerden bakınca, görmediğimiz, görmek istemediğimiz dünya dolusu gerçek görüyoruz. Bir kez daha anlıyoruz ki, sınanacağız.

Sınanacağız; bu kesin! 

Sınanmadan hiçbir işimiz sahici değil çünkü.

Sınanmayana işler o kadar kolay gelir ki, hiç kaybetmeyecekmiş sanır. Çünkü kaybedip kaybetmemekle hiç sınanmamıştır. Bıçak sırtında olmanın acısını hiç tatmamıştır. Ayağı kaygan zemine hiç değmemiştir. Tıpkı kış görmemiş kavak ağacı gibi; dik duruşu sahici değildir böylelerinin. Fırtınaların dallarını çatırdatmadığı bir ağaç, baharın sükûnetini kendine güvenin gerekçesi yapar. Sınanmamışların kendine güveni sığdır, sahtedir.

Bizim uzağında kalarak sadece haberlerini okuyarak geçiştirdiğimiz bir fırtınadır uyuşturucu ve bağımlılık. Müşterileri var. İş kârlı. Çok para var. Satanları var. Cazibeye karşı koymak zor. Zafer Ercan, bizim adımıza bir empati yapıyor. Bir fırtınanın ortasında geziniyor. Kışları yaşıyor. İnsanların fırtınaya tutulmuş gemiler gibi nasıl da çatırdadığını görüyor, görüyor, görüyor.

Zafer Ercan’ın bize duyurmak istediği gerçek şu olsa gerek:  “Her kötülük iyi bir yerden başlar” Bir başka ifadeyle “Günaha giden yolun başını masumiyet bekler.”

Kur’ân’daki müşfik üslup insanın bu evrensel gerçeğini gözeterek gelişir, ilerler. Meselâ, “Zina etmeyin!” demez Kur’ân; “Zinaya yaklaşmayın!” der. Çünkü “yaklaşılmış zina” ile “yapılmış zina” arasındaki mesafe çok kısadır. Zinaya yaklaşmaya direnmek kolaydır ama zinanın yakınındayken zinaya direnmek zordur. Yol kaygandır. Herkesin ayağı kayabilir.

Yaratan, kullarını kendilerinden daha iyi bildiği için, kullarına “taşıyamayacağı yükler” yüklemiyor. Zina örneğinde olduğu gibi, sarhoşluk yapan içkilere karşı “direnci” de dereceli inşa ediyor. Doğrudan ve en başından yasaklamıyor içkiyi; içki içmeye ve sarhoş olmaya karşı onurlu ve gönüllü bir karşı duruş inşa ediyor. Zamana yayıyor tebliğini. Zorlamıyor; zora sokmuyor kulunu. Sarhoşluğun yıkıcı ve küçük düşürücü sonuçlarına şahit olmaya çağırıyor öncelikle. “Şu halde olmayı, kendinize yakıştıramayacağınızı biliyorum” demeye getiriyor. Bir basamak sonrasında, bir insanın varoluş karşısındaki en onurlu duruşu olan namaz ile sarhoşluğu karşı köşelere yerleştiriyor: “Sarhoşken namaza yaklaşmayın!” Derin bir ima saklı bu sözde.

İnsan akıl sahibidir; güzellik ve ihtişam karşısında hayret eder, varoluşu takdir eder. İnsan vicdanlıdır; kendisine yapılan bunca iyiliğe minnetle karşılık verir, teşekkür etmesi, şükretmesi beklenir. İşte namaz, bu iki önemli insanî duruşun harekete dönüşmüş halidir: hayret ve minnet. Oysa sarhoşluk, insanın aklını ve vicdanını askıya alarak, hayretini söndürür, minnet duygusunu öldürür. Sarhoşluk, işte bu yüzden, insan için katlanılır ve hoşnut olunur bir hal değildir. Demek ki insan, hayret ve minnet duygularını hiçbir şeyle takas etmeye razı olmayacak kadar onurlu bir yerde durur Rabbinin katında. Böylece, içki karşısında “gönüllü bir karşı duruş” sergilemeye çağırır Rabbi insanı. “Kesin yasak” ise bu aşamadan sonra gelir. Aslında “yasak” değildir kelimenin aslı; “haram”dır. “Haram” kelimesi  “hürmet/saygı” anlamını barındırır içinde.

Sözün özü; Rabbi, kendi yarattığı insanın yasak olduğu için değil, zorla değil, zoraki değil; kendine yakıştırmadığı için, Rabbine saygı duyduğu için gönüllü ve bile isteye sarhoşluktan uzak durmasını umar. Bu yaklaşım, insanı gönüllü yaratan Rabbin, insanın gönüllü katılımına saygısıdır. Bu yaklaşım, insanı özgür iradeli yaratan Rabbin, insanın özgürlüğünün altını çizmesidir. İradeyi elden alan, özgürlüğü yaralayan, insanca duruşu sarsan tüm bağımlılıklara karşı,  “görmek istediği onurlu hâl”e çağırır bizi. Kendini dünyada aziz bir misafir olarak bilen her insanın bu  “onurlu duruş”a ihtiyacı vardır. Oradaki yerini bir an önce almalı. Bağımlılık ya da sarhoşluk yüzünden orayı bir an bile boş bırakmaya razı olmamalıdır. 

Bu onurlu duruş, kendi zaaflarımızı kabul etmeyi de içerir. Böylece sınanıp da kaybedenlere düşmanca değil şefkatlice bir yaklaşımı da gerekli kılar. “Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir” gerçeği, günahsızlara-ama şimdilik günahsızlara- günahkârlar için;  -şimdilik-hatasızlara hataya düşmüşler için sorumluluk ve şefkat görevi veriyor.

Görevi omzumuza aldık, kabul ettik. Yürüyoruz…

Senai Demirci
03.10.2011, İstanbul

 

Bağımlılık Masası

Ekonomide “masanın iki tarafı” ya da “masanın önü ve arkası” sözü ile patron ile işçi, üretici ile tüketici, siyasetçi ile seçmen vs gibi birbiriyle etkileşen tarafların bakış açısının ve memnuniyetinin dikkate alınmasının önemine vurgu yapılır. Konu madde bağımlılığı olunca masanın ikiden çok tarafı vardır: Madde bağımlısı masanın bir tarafında, doktor bir tarafında, aile bir tarafında, polis bir tarafında, yargı bir tarafında, çeteler bir tarafında, okullar bir tarafında vs.

Bir tıp fakültesi öğrencisi olan ve stajyer doktor iken doz aşımı ile ölen Kanat Güner’in “Eroin Güncesi” ismiyle yazdığı otobiyografik kitabı yıllar önce okuduğum zaman, hem bir doktor hem de bir madde bağımlısı olarak “masanın iki tarafını da bilen” bir kişinin yazdıklarının ne kadar anlamlı ve çarpıcı olduğunu düşünmüştüm.

Yine yıllar önce bir toplantıda Zafer Ercan’ı ilk tanıdığım ve dinlediğim zaman, işte “masanın bir başka tarafı” demiştim. O günden itibaren kendisi ile dostluğumuz başladı ve başarılı çalışmalarını merakla izledim. Oturum başkanlığını yaptığım bir toplantıda, kendisi konuşmasını yaptıktan sonra dinleyicilere dönüp “siz daha önce böyle bir baş komiser görmüş müydünüz?” diye sormuştum. Tabi sadece klasik polis görüntüsüne uymayan sıra dışı kıyafeti ve görünümünü değil, bağımlılık konusundaki bilgi birikimini ve bu bilgiyi karşısındaki kitleye sunuş biçimini de kastediyordum.

Zafer Ercan bağımlılık alanında sürüp giden bir tartışmaya son noktayı koymamıza sebep olan bir misyon adamı olmuştur. Yıllardır, bağımlılıkla mücadelede “eğitimi kim vermelidir?” şeklinde biz hekimler, eğitimciler ve polisler arasında sürüp giden bir tartışma vardı. Milli eğitim mensupları ve öğretmenler eğitim bizim işimizdir diyerek tek yetkili kendileri imiş gibi konuşur, tıp mensupları bu bir sağlık sorunudur ve bunu en iyi biz biliriz eğitimi de bize düşer derler, polis ise bağımlılarla sokakta biz mücadele ediyoruz onları en iyi biz tanırız, biz biliriz der ve eğitiminin de kendileri tarafından yapılması gerektiğine inanır, jandarma biz de varız diyerek kendine göre eğitim programları düzenler.

Türkiye'de öteden beri verilen bağımlılık mücadelesinde çok önemli hizmetler ifa edildiği gibi çok büyük hatalar da yapılıyordu ve aslında "eğitimi kimin vereceği" kavgasının arkasında da bu gerçek yatıyordu. Özellikle okullarda verilen bağımlılık konferanslarının faydadan çok zarar verdiği ve bilhassa "akıllara karpuz kabuğu" düşürüldüğü (Zafer Ercan'ın elinizde tuttuğunuz kitabında da değindiği gibi) sıkça iddia ediliyordu. Bu iddialar yersiz iddialar da değildi ve biz hekimlerin de dahil olduğu konuşmacılarca, öğrencileri bilgilendirmek adına "bu akıllara karpuz kabuğu düşürme" hataları sıkça yapılıyordu. Bağımlılıkla mücadele sanki bir bilgilendirme programı gibi algılanıyor, çocuklara "doğru ve yanlışı" anlatmanın her şeyi çözeceği zannediliyor, salonlara toplanan öğrenci, öğretmen ve velilere bağımlılık yapan maddeler, bu maddelerin etkileri, kullanma yolları vs anlatılıyordu. Zamanla anlaşıldı ki bağımlılık yapıcı maddelerin etkilerinin anlatılması bazen çocukların merakını uyandırıyor, ve mesela bir konuşmacıdan "bu madde, algı distorsiyonları (değişimleri) yapar, farklı algılamalara sebep olur ve kullanan kişi "sesi görür", "renkleri işitir" sözünü duyan bir delikanlı "ben bunu mutlaka denemeliyim" diyebiliyordu. Yine zamanla anlaşıldı ki bağımlılık mücadelesinde yeri çok önemli olan eğitim, sadece bilgi aktarımından ibaret değildir, bilgi aktarılırken de çocuklara ayrı, velilere ayrı, öğretmenlere ayrı toplantıların yapılması ve konuşmacının karşısındaki kitleyi dikkate alması gerekir. Ve yine zamanla anlaşıldı ki bağımlılık yapıcı maddeleri anlatmaktan çok, çocukların bağımlı olmaya yatkın bireyler olmaması için yapılması gerekenler daha önemlidir ve hem çocuklar hem anne babalar ve hem de öğretmenler bu açıdan ayrı ayrı eğitilmelidir.

Tabi daha kapsayıcı bir bakış açısı ile, bağımlılık sorununda birey, aile ve toplum üçlüsünün karşılıklı etkileşimi dikkate alınmalı, sağlıklı bireylerin ancak sağlıklı ailelerde, sağlıklı ailelerin de ancak sağlıklı toplumlarda oluşabileceği unutulmamalıdır. Zira bağımlılık çok yönlü bir biyo-psiko-sosyal sorundur. Madde kullandığı halde, bazı insanların niçin madde bağımlısı olduğu ve diğer insanların niçin olmadığının cevabı henüz kesin olarak verilememişse de madde kullanımının ortaya çıkmasında üç faktörün bir araya gelmesinin önemli olduğu kabul edilmiştir: Maddenin elde edilebilirliği (availability of substances);   Yatkın bir kişilik (vulnerable personality);  Sosyal çevre (social environment).

Yani bağımlılık yapacak bir madde ile bağımlı olmaya yatkın özellikler taşıyan bir kişinin, o bağımlılığın sürdürülmesinin şartlarını hazırlayan uygun bir çevrede karşılaşması gereklidir. Bu üç faktör bir araya gelip, kişi bir defa düzenli olarak madde kullanmaya başlayınca, nöro-kimyasal ve farmakolojik faktörler de bağımlılığın gelişip şekillenmesinde ve sürdürülmesinde rol oynamak üzere devreye girerler.

Bağımlılıkla mücadelede de işte bu üç faktör grubunun birlikte ele alınacağı çok kapsamlı programların uygulanması gereklidir. Bağımlılık mücadelesi bir milli politika olarak ele alınmalı, bir yandan bağımlı bireylerin tedavi ve rehabilitasyonları sağlanmalı bir yandan da toplumu koruyacak önleme çalışmaları yapılmalıdır.

Türkiye’ de son yıllarda bağımlılık açısından çok önemli adımlar atılmış ve gelişmeler sağlanmıştır. AMATEM olarak bilinen Alkol ve Madde Bağımlılığı Araştırma Tedavi ve Eğitim Merkezleri’nin sayısı giderek artmış, 18 yaş altı bağımlıların tedavisi için de Çocuk ve  Ergen Madde Bağımlılığı Araştırma Tedavi ve Eğitim Merkezleri, “ÇEMATEM”ler kurulmuştur. Yıllardır çıkarılamayan “Bağımlılık Tedavi Merkezleri” yönetmeliği çıkarılmış ve bu yönetmelik gereği “Madde Bağımlılığı Tedavi Usulleri Bilim Komisyonu” çalışmalarına başlamış, Üniversitelerde Bağımlık Birimleri ve Bağımlık Enstitüleri açılmış, Bağımlılık Psikiyatrisi Derneği kurulmuş ve Madde Bağımlılığı Kongreleri yapılmaya başlanmıştır.

Bağımlılık tedavisi alanındaki gelişmeleri rehabilitasyon çalışmalarının izlemesi gerekmektedir ve bu konuda ülkemiz henüz iyi durumda değildir. Toplumu koruyacak önleme programlarının da yeterli olduğu söylenemez. Sadece Narkotik Büronun başarılı yakalama operasyonları ile yetinilmemesi ve toplumu koruyucu tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Koruyucu tedbirlerin başında yoksulluk, işsizlik, göç, eğitim kurumlarının yetersizliği, aile ve toplum yapısının çözülmesi, gelenek ve göreneklerin unutulması, dini inançların zayıflaması ve kültürel yozlaşma gibi kişi ve toplumu madde kullanımına yatkın hale getiren sosyal sorunlara karşı devletlerin alacağı tedbirler gelir. Yine devletlere düşen bir önemli görev de maddenin elde edilebilirliğinin kısıtlanması için gerekli tedbirlerinin alınması ve ayrıca uyuşturucu kaçakçılığı ile etkin bir şekilde mücadele edebilecek, eğitilmiş istihbarat ve polis gücünün sağlanmasıdır. Madde kullanımı ve bağımlılığının oluşmasında çok büyük bir katkısı ve özel bir yeri olan aile problemlerinin tespit edilip çözülmesi veya tedavi edilmesi de koruyucu tedbirlerin en önemlilerinden biridir. 

Bu kitaba ve bu kitabın yazarına bir de bu gözle bakalım. Zafer Ercan hem bağımlılık yapan maddelerin elde edilebilirliğini azaltmak için sokaklarda mücadele veren bir narkotik polisi; hem okullarda, halk konferanslarında toplumu bilinçlendirmeye çalışan bir eğitmen, bir “Bağımlılık Danışmanı”; hem akademik çalışmalar yapan yüksek lisanslı bir “Adli Bilimler Uzmanı” ve hem de bilgi birikimini kitaplara döken bir düşünür ve bir yazar olma özelliklerini bünyesinde toplayarak "bağımlılık masasının" bir kaç tarafını birden temsil etme yetki ve yeterliliğine kavuşmuş bir kişidir. Dolayısıyla bağımlılık mücadelesinde eğitimi ben de verebilirim diyen ve "bu iş polisin işi mi?" tartışmalarını bitiren bir misyon adamıdır ve Zafer Ercan gibi donanımlı insanların yetişmiş olması Türkiye bağımlılık tarihinde bir milattır demek fazla abartılı olmayacaktır.

Zafer Ercan’ın “önsöz” yazmamı teklif etmesi,  kitabını basılmadan okumamı sağladı. Kitap her yönü ile eğitici, ilgi çekici ve sürükleyici bir kitap olmuş. Yazarının da daha yakından tanınmasını sağlayan bir kitabın “Bağımlılık Masasının” çevresindeki herkese faydalı olacağı kanaatindeyim.

Zafer Ercan kardeşim, başarılarının devamını dilerim.

Prof. Dr. Musa Tosun
26.12. 2011, Yeşilyurt-İstanbul

Zafer Ercan - Madde Bağımlılığı İle Mücadele - Eğitim | Billur TV

Yaacov Dior has been appointed CEO of IDT Carmel. Prior to joining IDT Carmel, Mr. Dior was the CEO of Israel Credit Cards (Visa-Cal) Ltd., Chairman of rolex replica. in Israel and a member of the Board of Directors of Visa International."We are very excited about this transaction," said Mr. Dior. "We purchased our first debt portfolio in rolex replica. Since that time, we've made other acquisitions and have now entered into a joint venture with a partner with extensive industry experience. This forward flow purchase represents the next step in Carmel's replica watches uk."About IDT CorporationIDT Corporation is an innovative and opportunity seeking multinational company with operations that span various industries. Through its Telecom subsidiary, IDT provides telecommunications services worldwide to the retail and wholesale breitling replica. IDT's Capital division incubates newer businesses, and the company's Spectrum subsidiary holds its spectrum license assets.IDT Telecom provides retail and wholesale telecommunications services and products, rolex replica pre-paid and rechargeable calling cards, consumer local, long distance, and wireless phone services, and wholesale carrier services. All rights reserved. Appoints Eric Cosentino to Its Board of Directors; Alan Claman to Assume Role with IDT's Israel rolex replica.