Ceset torbası kime yakışmaz?

Olan her şey, “bir şey olmaz” dedikten sonra olur! “Bak yakalanırız ha.”, “Emin misin?”, “İyi düşün.”, “Ben istemiyorum.”, “Bence yapmayalım.”, liste uzar gider. Listeden hangi çekince, emin olmama durumu beyan edilirse edilsin, illa ki; “Bir şey olmaz!” diyen ve aslında her şeyin elebaşı olan bir kişi, papağan gibi bunu söylemeye devam eder. Yüzlerce çekince düşüncesini dillendiren cümleye karşı bir sihirli cümle: “Bir şey olmaz!”

Olur olur, bal gibi de olur, oluyor da zaten. Ajandamda bunun böyle olduğunu ispat eden yüzlerce olay var. Ve yüzlercesi de bunun böyle olduğunu ispat etmek için nal gibi hazır bekliyorlar. Benim ajandamı ben biliyorum ama sizler de aynılarını her gün üçüncü sayfa haberi olarak pekâlâ okuyorsunuz. Gerçi 3. Sayfa Haberleri esprisine de gerek yok bugünlerde, ana haberleri izlemek herkes için kâfi olsa gerek.

İş işten geçtikten sonra da işimiz çok olur bizim. Suç varsa, olay yeri, olay yeri varsa suçlu ve elbette elde en az bir mağdur vardır. Hayatımda ilk kez o gün ceset torbasının bir cesede yakışmadığını gördüm. “Ceset torbasının yakıştığı insan da mı var?” dediğinizi duyar gibiyim. Ben önceki gördüklerimle, o gün gördüğümü karşılaştırınca, yakışanı bilmem ama hiç yakışmayanını gördüm diyebilirim size. Kesinlikle o günkü cesede o ceset torbası hiç yakışmamıştı.

Bu defa olay yerine en son giden ekiptim. Benden önce olay yerine, ambulans, savcı herkes tekmili birden gelmişti. Zaten ortada aydınlatılması gereken bir olay yeri de yoktu, olay ayan beyandı. Ceset, cesedin sebebi olan haplar ve hapların sahipleri olay yerindeydi. Ceset mi? 4 yaşında güzeller güzeli bir kız çocuğuydu. Aşırı doz ex (ecstasy) yuttuğu için ex olmuştu.

Küçücük çocuğun aşırı doz ekstazi ile ne işi olur mu diyorsunuz? Bence de, sizce. Anne ve babayı diğer odaya güç bela aldık. Bilhassa anne, 112 acil çalışanlarına yalvarmaya devam ediyordu; “Hastaneye götürün, yavrumu hastaneye götürün ölmemiştir, siz anlamıyorsunuz.” Baba daha bir kabullenmiş duruyordu.

Annenin kız kardeşi yani teyze ve sevgilisi olayın failleriydiler. Teyze aile ile birlikte yaşıyor, aynı zamanda yeğenine dadılık yapıyordu. Olayın faili sevgililer aynı üniversitede okuyorlardı. İkisi de aslında iyi çocuklardı. Her ekstazi kullanan kötü çocuk olacak diye bir şey yok tabi ancak kötülüğe uzatılan her el, er ya da geç kötülükle sarmaş dolaş olurdu, burada da olduğu gibi. “Ya iç bir tane, bir şey olmaz.” cümlesinin kurulduğu olay yeri bize her şeyi kimse konuşmasa da çoktan anlatmıştı.

İki sevgili perişan bir halde, salon kapısının duvarına yaslanıp oracığa çökmüşlerdi. İlçe polisi, olayı ben gelmeden dinleyip anladığı için gençleri tek bir kelepçe ile birbirine çoktan bağlamıştı. Nişan ve evlilik zamanı parmaklarına takıp onları bir ömür boyu birleştirecek yüzük halkaları yerine kelepçe halkaları ile birleşmişlerdi ve bu halkalar onlar da hiç şık durmamıştı. 

Gençlerin ikisi de tam anlamıyla bağımlı değillerdi, hallerinden bu çok rahat anlaşılıyordu. Kızın sevgilisi nereden aldığını sonradan öğreneceğimiz hapları temin etmiş, kendisi yurtta kaldığı için sevgilisine; “bunlar sen de kalsın, hafta sonu gideceğimiz partide deneriz.” demişti. Zula yapmak konusunda zerre bilgisi olmayan teyze, hapları poşetiyle birlikte yeğeninin küçük ayısının içerisine saklamıştı. Hani şu pil takmak için açılan fermuar olur ya, işte tam oraya.

Teyzenin hayatındaki hazırladığı ilk zulasını 4 yaşındaki yeğeni patlatmıştı. Renkli, üzerinde logolar olan ekstazileri şeker niyetine ikişer üçer yutunca da, minicik kalbi hemen oracıkta patlamıştı. Sabinin gözleri açıktı. Savcı son bir bakarken gördüğümde, haplar kasları öyle bir uyarmıştı ki, yavrunun vücudunda hala seğriyen yerler vardı.

Olay, “en küçük yaşta ekstazi ölümü” olarak geçti kayıtlara. Sebep olanlar, “bir kereden bir şey olmaz” diyen teyzesi ve sevgilisiydi. Anlaşılan, ceset torbası imalatçıları da çocuklara ölümü yakıştıramıyordu. Fermuarın beynime nakşolan gürültülü kapanışı sonrası baktım ki, ceset torbası bu cesede inanın hiç yakışmamıştı…

"Bu öykü 221B Polisiye Dergi'nin Mart-Nisan 2. sayısında yayınlanmıştır." 

Zafer ERCAN

zafer@zaferercan.com
11 Ocak 2016 Pazartesi

726

kez okundu