Endemik Kâmil

“Kaderimse çekerim” diyordu, önümden geçen kamyonun arkasında. Ajandamı açmıştım tam o sırada. Bakalım ajanda, bugün kaderimizde olan kimi yakalatacaktı bize? Yoksa bir şeyleri denk getiremediğimiz günlerden biri mi olacaktı acaba? Ajandamı bazen bir bakkalın veresiye defterine benzetiyorum. Bakkal amca, defterindeki yekûnu ne zaman toplasa baya bir zengin oluyor, toptancıya hiç borcu kalmıyordu ama kasada metelik yoktu. Benim ajanda da o hesap işte, içinde yazanları toplasan narkotiğin nezaretinde yer kalmazdı ama şu anda elde koftiden bir torbacı bile yoktu.

Önümde giden kamyonun saptığı sokaktan hızla yola çıkan kırmızı arabanın şoförü, trafik kurallarının seri katiliydi ama ajandamda gözüme ilişen adrese bir an önce gitmek istediğim için şimdilik bu katili yakalama isteğimin önüne geçmem gerekiyordu. Hazır ajandam açıkken, kırmızı arabanın plakasını, saatini, trafik ihlalinin gerçekleştiği sokağın ismini not almayı ihmal etmedim tabi.

Trafiğin seri katillerine en uygun, klişe ceza bu durumlarda imdadıma yetişirdi hep; “Trafiği tehlikeye düşürmek!”. Hem Komiserim, hem fahri trafik müfettişi, daha ne olsun. Yapıştır cezayı, postala adresine, kırmızı arabalı arkadaşa sürpriz olsun. Seviyordum böyle sürprizler yapmayı. Ajandamda yazılı, gitmeye karar verdiğimiz bu adreste bizi nasıl bir sürpriz bekliyordu acaba?

Balkonunda esrar yetiştiren bu endemik kâmile gitmenin tam zamanıydı. İçimdeki hissin kuvveti miydi, yoksa o anda elimde, hazır yapacak daha iyi bir operasyon olmamasının çaresizliği miydi, orası tartışılırdı. Ancak ajandamda yazan her bilgiye er veya geç dokunup, sağlamasını almak, ajandanın hakkını vermek işimin bir parçasıydı.

Yazın habercisi olan sıcak bir gündü. Bu âlemde herkes yakalanmak için sırasını bekler. Esrarı saksıda yetiştirme bilgisi doğru ise baharın bugünlerinde, filizler boy vermiş anlamına da geliyordu. Yani ajandada yazan her bilgiye istediğim zaman öyle kafama göre gidemiyordum, bugün bunun yeni bir ispatıydı. Bilginin operasyona dönüşmesi için kuluçka dönemi kesinlikle şarttı. Bir nevi bilgi, zamanı gelince bizi davet ediyordu. Bugün olduğu gibi.

Eve girdim. Uykusundan yeni uyanmış 25 yaşlarında, altında kırmızı eşofman, üzerinde yırtık, bir zamanlar renginin beyaz olma ihtimali yüksek bir tişört olan genç açtı kapıyı. Kırmızı eşofmanın diz ve bacak kısmında bulunan esrar yanıkları hemen dikkatimi çekmişti. Eşofman deliklerinden, elime gelen ipin ucunu aldım, genci çok da sevecen olmayan iteklememle balkona çıkardım.

Bitişik nizam binanın, güneş almayan, karşı binaya bakan sevimsiz balkonun da, minik bir esrar tarlası karşıladı bizi. Endemik Kâmil, lakabının hakkını vermişti. Boy boy hem de, farklı türlerde hint kenevirleri saksıları doldurmuştu. Salonunda kuruttuklarını içmeye başladığı kesindi. Sattığından adım kadar emindim, adresine gelirken bir ön çalışma yapmadığımız için satıcılığını o anda ispat edememiştim.

Yatak odasını ararken, eşyalarının arasında, özenle çerçevelenmiş bir üniversite diploması gördüm. Nihayetinde ajandamda tüm bilgiler yazmıyordu. Her operasyon bilgi bankamın mevduatını artırıyordu.  O anda gördüğüm diplomanın sahte olmasını çok istedim ama sahte gibi durmuyordu. Üniversite sınavında milyon öğrenci arasından ilk beş bine girdiği için, bu bölümü kazanmış ve mezun olduğu için “psikolog” olmuş bir endemik kâmil duruyordu karşımda.

“Uyuşturucu kullanıp da bağımlı olanların arasında zekâ sorunu olanı bugüne kadar hiç görmedim.” dedim. “Ben isteyince bırakırım” dedi.

Bağımlı olduğunu anlamam için başka bir şey demesine hacet kalmamıştı ancak şubeye gidene kadar, bağımlı olduğu konusunda onu ikna etsem iyi olacaktı. Çünkü bir psikolog olarak torbacılık yapmaya devam ederse onun ikna ettiklerinin sayısının katlanarak artacağı kesindi…


 

Zafer ERCAN

zafer@zaferercan.com
02 Ocak 2016 Cumartesi

1196

kez okundu