Dudağımızın ucundan dökülenin adıdır “buse”... Ta içimizden kopup gelir ama dışarıda yaşanır. Biz ile karşı tarafın tam ortasında gerçekleşir. Buse sevgiye aracılık eder, hislerimizin ama güzel olan hislerimizin en büyük sözcüsüdür. Elle tutulmayan, gözle görülmeyen hislerimizin yansımasıdır, hem de sıcacık. Anneannem koymuş bu ismi bana, sevileyim, seveyim diye!..
Gecenin saat üçü... Ayakta kapı deliğinden dışarı bakıyorum. Sesler duydum, parmaklarımın ucuna basa basa geldim kapıya, o kadar sessiz yürüdüğüm halde, parkelerden öyle sesler çıkıyordu ki, sanki tank geçiyordu. Kapıya geldim ve bakıyorum...
DevamGeriye dönüp baktığım zaman hayatta en çok yaşamak istediğim, bir an önce kavuşmak istediğim bir zaman vardı, o zaman geldiğinde her şey değişecekti, o yaş sınırı ile yapamadığım her şeyi yapabilecektim. Hatta o beklediğim zaman gelmeden yapabileceklerimi bile yapmaya başlamıştım, mesela, sigara içmek gibi… Sigara içince etrafımda gördüğüm büyükler gibi olacağımı, büyümemle bir alakası olacağını düşünüyordum. Ama bunun hiç de böyle olmadığını her öksürmemde, her merdiven inip çıkmamda anlıyorum artık.
On sekiz yaşım!..
DevamKüçük yaşta gittik gurbet ellere...
1965 yılında güzel bir bahar gününde dünyaya gelmişim. Ülkemizin gerçeği işte; ne ülke bizi kalkındırmış, ne de biz ülkeyi kalkındırabilmişiz! 1969 yılında ben henüz dört yaşındayken, ver elini Almanya...
Devam