Dikkat! Bu yazı aşırı derecede mutsuzluk içerir. İstersen hiç okuma. Belki sen, bu ülkede yaşayıp da çok mutlu olan birisindir. Okuyup da tadını kaçırma. Mutsuzlar, siz hemen okuyun, bu yazı tam size göre…

Dünden bu yana “mutsuzum çünkü” diye cümleler kuruyorum kendi kendime. Dünden bu yana mı? Hangi dünden bu yana olduğunu bence bilmiyorum. Kurduğum onca cümleden sonra mutluluk dolu bir rüya görmeyecektim elbette. Rüyam tam olarak şöyle; “Tatildeyim ama tam olarak neredeyim bilmiyorum. Tatili bir grup içerisinde yapıyorum ama kimseyi tanımıyorum. Tatil organizasyonunu yapan adam her an yanımda. Tam yapışık bir tip. Ben ne yapsam fotoğrafımı çekiyor, birkaç cümle ile sosyal medyadan paylaşıyor. Ne yazarsa yazsın sonunu şöyle bağlıyor, “Zafer Ercan mutlu, emekliliğini işte böyle yaşıyor.” diyor.” Yakında birileri bizleri toptan emekli edeceği için çok mutsuzum.

Biz polisler görev sırasında şehit olmazsak, emekli olduktan birkaç sene sonra kalp krizinden ölüyoruz. Arada uzun yaşayanlar var tabi. Ha bir de intihar edenlerimizin sayısı da öyle az değil. Ama ben bu yazıda biz polislerin bu hallerini yazmayacağım, hem yazsam ne olacak ki? Polisin değişmez bu halleri beni mutsuz ediyor.

Neyse, konu yazının başlığında olduğu gibi benim mutsuzluğum. Vatan bu durumda iken kişisel mutluluk mu olur diyenleri duyar gibiyim. Haklısınız. Vatan böyle olurken mutlu olunmaz. Şehitlerimiz varken mutlu olunmaz. Zaten konumuz mutsuzluk. Bir ömür boyu hep feda etmek üzerine yaşıyoruz bu ülkede ama bir bakıyorsunuz ki aslında feda edenler bir şekilde parayı bulup da zengin olamamışlarımız. Haksız mıyım? Birileri bilerek beni fakir ettiği için fakir olmak beni mutsuz ediyor.

Aynı Hindistan gibiyiz. Yo elbette, ineklere tapma noktasında aynı değiliz. Ancak bazı öküzlere olan bağlılığımız tapınma derecesinde olduğu için bir benzerlik söz konusu diye düşünüyorum. Asıl Hindistan’a benzediğimiz konu şurası, orada çok fakir insanlara, “şimdiki hayatın böyle ama aslında sen öldükten sonra kralsın, kraliçesin” diyorlar. O yüzden orada her fakir kendisini krallar gibi yaşarken hayal ediyor. Böylece hakkını aramıyor. İsyan etmiyor. Ne, isyan mı dedim ben, ne isyanı tövbe estağfurullah, yok öyle bir şey. Mutsuzuz diye isyan edilir mi hiç? Musmutsuz yaşamak neyimize yetmiyor? Mutsuz olmak bu topraklarda birilerinin değişmez kaderiymiş gibi, normal olan buymuş gibi yaşamaya mecbur ediliyoruz Hindistan’ın fakirleri gibi. Anlayacağınız daha doğrusu hep birlikte anladığımız gibi mutluluk fakiri olmak dayatılıyor hepimize. Mutluluk fakiri olmak mutsuz ediyor beni, ben kendimi kandıramıyorum.

Agaaa ben mutsuzum. Çok sevdiğim, âşık olduğum İstanbul’u artık yaşayamıyorum, çünkü herkes burada yaşıyor. Sanki tüm şehirleri kapatıp yalnız İstanbul’da yaşayacakmışız gibi gizli bir çalışma var. Dikine dikine binalar hız kesmeden yapılmaya devam ediyor. Boğazda bir yalının, boğazın güzelliğini bir başına yaşaması ne büyük haksızlık deyip oralara da gökleri delenlerin yapılması bence an meselesi. Fırsatını bulsalar bence kralını yaparlar. Daha iki gün önce bir usta ile birlikte İTÜ Kampüsünden geçtik ki usta üniversiteden çıkana kadar her yere rezidans yaptı. Bir ustanın bile planı bu, müteahhitleri düşünmek bile istemiyorum. Düşününce mutsuz oluyorum.

Binaları dikine dikine diktikçe yolların üzerine çıkılan ikinci üçüncü bir katı görmedim. Yollar aynı, ihtiyaç diye yapılan alternatif ulaşım yol ve araçları yapıldığı gün sanki hep varmış gibi, yapılıp bittiği gün ihtiyacı karşılamıyor. Çünkü çok fazlayız. Her şehrin bir istiap haddi vardır ancak biz İstanbul’a yokmuş gibi davranıyoruz, doldur doldurabildiğin kadar demeye devam ediyoruz. Haddi çoktan aştık. Evler bir milyon dolar, üçe de var, beşe de, ancak geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız kuraklık ve benzeri bir durum ve daha fazlasını yaşarsak ve bu şehirde hiç su kalmaz ise o bir milyon dolarlık evin tuvaletinde kıçını yıkayacak su bulamazsan o dairenin fiyatı kaç para olacak? İşte bunu düşünen var mı bilmiyorum. İstanbul’un taşı toprağı altın evet elbette öyle ama suyu paha biçilmez bir mücevher! Mutsuzum ben, İstanbul’un suyu bitecek diye çok mutsuzum.

İstanbul’da İstanbul hariç her şehrin hemşeri günleri yapılıyor. Çünkü İstanbul’da İstanbullu hariç herkes yaşıyor. Yaşayanlar da bir türlü İstanbullu olmuyor. Burada yaşıyor ama kendi memleketine gidip oy kullanıyor. Burada doyuyor ama asla buralı olmuyor. Hatta bu konuda özel direnişler var. 

- Nerelisin? 
- İstanbulluyum
- Yok ya, asıl nerelisin?
- İstanbul kardeşim
- Hadi Canım, bunca yıl İstanbul’dayım, ilk kez İstanbullu birini gördüm.

İstanbulluyum desen bile kimseye inandıramazsın bu şehirde. İlla başka yerli olmalısın. Çok sevdiğim İstanbul’da artık mutsuzum ben. 

Her an birisi beni kandıracak, alış veriş yapsam kazıklanacakmışım gibi yaşıyorum. Misal AVM denen ucube yerler. Her yere açılan meşhur markaların hiçbirisinde artık müşteri memnuniyeti kimsenin umurunda değil. Şehir o kadar kalabalık ki, biri gider, biri gelir muamelesi yapıyor dükkânlar. Sakızlı muhallebinin içerisinde sakız yok artık. Esnaflar esnaf olmadığı için çok mutsuzum. 

Elektrik, doğal gaz faturaları o konulara hiç girmiyorum. Adalet denince aklımıza adalet sarayları yani adliyeler geliyor ya, ben de öyle olmuyor artık, faturamda yalnızca kendi harcadıklarımı ödediğim gün, diyeceğim ki; “İşte adalet! Hoş geldin.” Faturalarımı ödeyecek param var çok şükür, ancak ben mecbur kalmadıkça doğalgazı açmıyorum evde, kalınca giyinip oturuyorum evimde çünkü ben kazıklanmak duygusundan nefret ediyorum. Herkes her an birbirini kandırdığı için çok mutsuzum ben.

Halkın, fakir, gariban, her an haksızlık yapılmaya müsait bir tipi (!) de olsam ben mutlu olmak istiyorum. Ancak ne çok şey istediğimin de farkındayım! Mutsuzluk Allah belanı versin senin.

Zafer Ercan
01 Şubat 2016
@zaferercan