İnsanın bilmediği bir konu hakkında susması nasıl bir erdem ise bildiği bir konu hakkında suskun kalması, söyleyeceklerini duyma ihtiyacı olan insanlardan bunu esirgemesi de tam tersi erdemsizliktir. İyi ya da kötü hiçbir yaşam boşa gitmez-gitmemelidir. Boşa tüketilen bir yaşamın hikâyesi; dinleyenler, izleyenler, şahitlik edenler için tersi yapılacak bir hayattır. Bu ters yönde gidiş, rehber olanın yaptıklarını yapmamak anlamına gelir. Bu duruma; hayatı tersinden okumak, kötü örneği görüp aynısını tekrar etmeyerek, iyi örneği arayıp-bulma yolculuğu da diyebiliriz. Uyuşturucu bağımlısı hayatlar işte tam da böyle tersinden okunacak ibretlik yaşam hikâyeleridir. Tıpkı Christiane F.’nin hayat hikâyesinde olduğu gibi…

Bizim çocukluk ve ergenlik dönemimizi içine alan, 1990’lı yıllarda uyuşturucu; bilinmez uzak diyarların kötülüğü olarak anlatılırdı. Orijinal ismi: “Wir Kinder Vom Bahnhof Zoo” olan  “Christiane F.’nin Korkunç Anıları: Eroin” isimli bir kitap, o günün Türkiye’si için bir hayli ağırdı. Okuyan biz gençler için Türkçeye çevrilmesine rağmen anlattıklarını anlamak oldukça zordu, oysaki şimdilerde kitabın içeriğinde yer alan Christiane F.’nin korkunç uyuşturucu anılarına sahip birçok çocuğumuz var. O zamanlar okuyanları etkileyen bu anı kitabının, aynı zamanda bir merak uyandırdığı da tartışıla gelen bir konu olmuştur. Çünkü uyuşturucudan uzak kalabilmenin standart bilgileri olmakla birlikte, birinde işe yarayanın, bir başkasında da işe yarayacağının standardı maalesef yoktur. O yüzden kişiye, gruba göre önleme çalışmalarının çeşitlilik göstermesi bu yüzdendir.

Christiane F.’nin Korkunç Anıları Almanya’da geçiyor. Kitabın aynı zamanda sinema filmi de çekilmiş ancak bu film, uyuşturucu sorununu tüm detayları ile anlattığı için televizyonlarda gösterilmesi mümkün olmayan bir yapıt. Filmin gerçekliğe uygun çekilmesi uyuşturucu sorununu konu alan bir filmin ailece birlikte izlenmesinin mümkün olamayacağını bizlere gösteriyor. Filmin bu özelliği bile, ailelerin çocuklarını uyuşturucudan uzak tutamadıkları zaman başlarına neler gelebileceğini bize öğretmesi açısından bence yeterli…

Alman Stern Dergisi muhabirleri, Kai Hermann ve Horst Rieck, Christiane F. ile 1978 yılında, röportaj amacıyla başladıkları sohbeti süresinde tamamlamayıp konuşmaya devam edince bu kitap ortaya çıkıyor. Christiane F. anlattıkça, anıların dehşeti etkisinde kalan muhabirler başka insanların çocuklarının aynı hataya düşmemesi düşüncesiyle, anlatılanları olduğu gibi kaleme almışlar. Kitabın önsözünde Türkçeye çevrilirken geçen “utanç suskunluğu” tanımı kitabın amacını tam olarak anlatıyor. Bilen insan sorumludur, susarsa, bu sessiz kalış onun utancı olur!

Kitap ilk kez Korhan Abay tarafından tiyatro haline getirildi. Böylece o günlerde Yeşilçam filmlerinde anlatılan eroin ve bağımlılık gerçeği, bir de tiyatro sahnesinden anlatılır hale getirilmişti. Aradan yıllar geçti. Eroin ve diğer uyuşturucu sorunları, gerçek hayatlarda, geçmişimizde sahne aldığından daha çok rol alır oldu. Ancak sorunun, sanat dalları ile anlatılmasının, sorunla paralel gittiğini söylemek bir yana, ne eski Yeşilçam filmlerinde olduğu kadar sinemada, ne de tiyatro sahnelerinde yeteri kadar anlatıldığını söylemek mümkün değil. Ancak gerçek tam da bu iken, bugünlerde Sahnekârlar sahne aldı…

Sahnekârlar daha önce Korhan Abay’ın tiyatro oyunu haline getirdiği “Christiane F.’nin Korkunç Anılarını” yeniden sahneye koymaya karar verdi. Hem de Türkiye’de son zamanlarda, hem konusuyla, hem de sunumuyla olmayan bir tarzda; uyuşturucu sorununu bir müzikalle tiyatro sahnesinden anlatmaya başladılar. İzleyenlerin, tiyatro sanatı eşliğinde uyuşturucu sorunu hakkında gözlerini dört açıp, dört kulak dikkat kesilecekleri kalitede…

Tiyatro Sahnekârlar tarafından sahnelenen “Sersefil” (Korkuyorum Sevgilim) adlı müzikal oyununu izledim. Uyuşturucunun dramını, insan ve toplum üzerinde açtığı derin yaraların çokluğu ve çeşitliliğini çok iyi bildiğini iddia eden birisi olarak, oyun boyunca derin derin nefesler aldım-verdim. Yardım etmemiz gereken ne çok insanımız olduğunu, hiç aklımdan çıkarmasam da, yeniden hatırladım. Bir baba olarak, sahnedeki bağımlı çocukların yerine kendimi ve çocuklarımı koydum. Çocuklarımla sağlıklı vakit geçirmem ve iletişimimizi bir an olsun sekteye uğratmamam gerektiğini, çocuklarımızın çoğu zaman bizlerden yalnızca samimi bir sevgi istediklerini bir kez daha idrak ettim.

Sersefil Müzikali; “Ebeveynler uyuşturucuyu tanısaydı, çocuklarının ne hale geleceğini bilirlerdi” yerine “Ebeveynler çocuklarını tanısalardı, çocukları uyuşturucu ile hiçbir zaman tanışmayacaklardı” ne demek, işte tam da bunu anlatıyor…

Uyuşturucu sorunuyla mücadele hakkında kim ne anlatırsa, bu konuda topluma bir şeyler vermeye çabalarsa onları ayakta alkışlar, ellerinden saygı ile öperim. Tiyatro Sahnekârların tüm ekibini Volkan Severcan nezdinde ayakta alkışlıyor, toplum için bu anlatımda emeği geçen herkesin ellerinden öpüyorum…

Önemli not: Bu bir ebeveyn oyunudur!

Aileler, bu oyunu lütfen çocukları olmadan izlesinler. Ki, kendi özeleştirilerini daha sağlıklı yapabilsinler. Oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takmayı unutmayın!

Zafer Ercan
zafer@zaferercan.com
04.01.2014