Görünmez adam fikri, her zaman fantastiktir. Bu konuda yapılan animasyon veya filmler hep dikkat çekmiştir. Etten kemikten teşekkül bir insan, teknolojik gelişmelerle günün birinde görünmez olur mu bilinmez ama sorunları görünmez kılan yöneticiler yıllardır var bu ülkede. Sorunlardan bahsedenler ister sıradan fani, isterse yönetici olsunlar, sevilmez buralarda. “Her şeyi de biliyor, çok konuşuyor bu” yaftaları da yapıştırılmaya hazırdır hani, anında. Çünkü aynaya bakarken bile pekâlâ maske takabilen insanların sorunlarla yüzleşmeme başarısı oldukça yüksektir bu topraklarda.

Sorun olduğu halde, üstlerine veya amirlerine sorun getirmeyen bir yönetici, bulunduğu mevkide uzun süre kalabilmek için keşfettiği veya kendisinden öncekilerden kalan bu mirastan kolay kolay vazgeçemez. “Aman efendim, tamam efendim, siz nasıl uygun görürseniz öyledir efendim” nidaları, semamızı maalesef işte bu yüzden kaplamaya devam ediyor. Böyle giderse, masmavi, bunlardan arınmış bir semayı görmek zor bize.

Yıllarca karakol amirleri karı-koca kavgalarının bilirkişisi, arabulucusu olarak görev yaptığı için belki de geçmiş yıllarda kadına şiddet vakalarının istatistikleri azdı. Şimdilerdeki artış yalnızca bir artış değil, var olanla yüzleşmek aynı zamanda. Yani kadına şiddet zaten vardı. Bugünlerde iletişim kolaylığı ve eskiye göre susmayan, çok şükür ki bir türlü susturulamayan kadınlar sayesinde sorunu artmış sanıyoruz. Sanıyorum, sanırsam dedikçe emin olamaz ya insan, sanıp sanıp yanılıyoruz işte bıkmadan.

Medyaya yansıyan ve bizlerin böylece duyması mümkün olan kadına şiddet olayları her gün karşımıza çıkıyor. Bir de karşımıza çıkmayan, duyulmayanların olduğunu bilmek gerçeği, ruhumuzu boğarcasına sarıyor. Şiddetin başrolünde olan erkeklerin hayatında yalnızca şiddet uyguladıkları kadın yok. Anneleri, teyzeleri, kız kardeşleri var. Kadınına şiddet anlamında bizzat yaptıklarını onun diğer kadınlarına biri yapsa, kim bilir onlardan nasıl intikam alırlar? Empati yapmamış hayatında. Erkek doğmuş ama adam olamamış hayatların dublörü, asıl rollerine girip hayatı gerçekten yaşamaktan korkan, korkaklar bunlar.

Bir kadının sevgisi bittiği anda onu şiddetle kendine döndüreceğini sana acizler. Bir de bir kadın kendisini sevince, âşık olunca ona ne yapsa mubah sanan akılsızlar. Sevdiğinle sevişmek bile rızasına tabiyken seni sevmeyen birine dokunmak ne ola ki? Erkekliği biyolojik hislerine indirenler her kasık ağrısını aşk sandıkça bitmeyecek bu işler. Neşet Ertaş ne güzel demiş; “Kadın İnsandır, biz insanoğlu.” İnsan olmamızı sağlayan kadınlardır. İşte bu yüzden, annelerin oğullarını erkek olarak değil, insan olarak yetiştirebilmelerinin önemi çıkıyor ortaya. 

Sorunları görünmez kılan yöneticilerle, kadınlara şiddet uygulayan erkekler niye mi buluştu bu yazıda? Bu yazıda birleşmeleri yazıdan kaynaklı değil. Zaten çoğu zaman yan yana gelen bu ikili Kayseri’de bir kez daha koalisyon yaptığı için bu yazı böyle oldu. Bir polis çocuğu Cansel, hem bir polis, hem bir kız babası olarak duygudaşlık yapmam hiç zor olmadı. Özgecan Kızımız hakkında yazmaya çalıştığım an gibiyim şu an. Kanım çekildi yine. Elektrikler kesildiği zaman kızının ders çalışması için el feneri tutan bir babanın kızı öldü. Kelimeler beyin kıvrımlarımın çıkmaz sokaklarında kayboldu. Hoş, ne yazsak boş, geç kalmış adalet hiçbir zaman adalet olmadığı gibi, bir taciz ve tecavüz sonrası intihar eden bir genç kız varsa adalet erken gelse de bir işe yaramaz artık.

Ve o adalet bir işe yaramayacağı halde, mağdureyi geri getiremeyeceği, ailesinin yüreğine su serpmeyeceği halde olanları olmamış gibi göstermeye çalışan, sorunları görünmez kılan yöneticiler, empatiyi “Senin anana bacına yapsalar nasıl olur?” diye esprili bir şekilde tanımlıyor ya gençler, ben size espri yapmadan soruyorum: “Ananıza, bacınıza, kızınıza yapsalar yine bu son yaptığınız gibi mi yapardınız zıkkım yöneticiliğinizi?”

Susun! Cevap vermeyin. Cansel her şeyi anlattı bize, ölüp giderken…

Zafer Ercan

25 Şubat 2016

zafer@zaferercan.com

twitter/zaferercan