“Bağımlılık yapan uyuşturucu maddelerin arasında sıkışmış bir genç ne üretir, ne de üreteni bilir, “O” sadece kendini tüketir! Ve buna sebep olan başta kendi dâhil olmak üzere birçok insan vardır.”
Şimdi sizlerle kendini tüketen bir gencin, -buna sebep olan kötü yöneticileri de anlatan- gerçek yaşam öyküsünü paylaşıyorum:

Aslında hiç kimse zorlamadı beni. Ortaokul yıllarımda her şey gayet iyi gidiyordu. Okul basketbol takımındaydım, spor yapmak, takımda olmak, düzenli antrenman yapmak, tüm bunlar beni fazlasıyla meşgul ediyordu. İnsan neye odaklanırsa, odağına aldığı hedefine varmaması için hiçbir neden kalmaz ve illa ki o hedefe varılır. Daha çocukken öğrendim ben bunu.
Uyuşturucu kullanan insanları siz başarısız mı sanıyorsunuz? Bence fena yanılırsınız, onlar uyuşturucuyla ilgili her konuda fazlasıyla başarılıdırlar. Okulda iyi öğrenci olmak, basketbolda başarılı olmak için önümde duran hedeflerim bir gün geldi ve uyuşturucu ile yer değiştirdi. Mesele bu. Ötesi yok, derin bir felsefesi yok, o an mevcut hedeflerimle, isteklerimle uyuşturucuyu takas ettim. Biliyorsunuz takas para icat edilmeden önce ticaret yapabilmenin kuralıydı. Ve ben bu ticaretten şu anda zararlı çıktım.
Ortaokul yıllarımda iyi bir öğrenci olmam, bunun yanı sıra basketbol takımında sevdiğim sporu da, öğrenciliğimle yan yana götürmeye çalışmam ailem için yetmiyordu. Notlarımdan bazıları biraz düşük gelse, mesele hemen yaptığım antrenmanlara, basketbola ayırdığım zamana bağlanıyordu. Onlara göre basketbol öğrencilikten kaçmam için bir araçtı. Spor yapmamın bana kazandıracakları değil, ortaokuldan sonra iyi bir liseye geçiş yapmam ailemin birinci önceliğiydi. O günlerde sporu seven bir çocuk olmamın bir önemi yoktu. Daha fazla dayanamadım ve ben basketbolu bıraktım. Ailem o günü pek de mesele yapmadı ancak daha büyük meselelerin habercisi olan o gün, yıllar sonra anlamını kazanacaktı ki zaten öyle oldu.
Ben derslerde dinlediği ile yetinen ders çalışmayı sevmeyen bir öğrenciydim. Bu durum vasat olduğum görüntüsü veriyordu ancak mesele hiç de öyle değildi. Hiçbir dersimden zayıf almıyordum ancak bu durum bana yeterken aileme hep yetersiz geliyordu. Ben mahalledeki Anadolu Lisesi ile yetinirken, ailem üst sıralardaki liselerle ilgileniyorlardı. Anlayacağınız biz bir türlü benim hayatım üzerinden anlaşamıyorduk. Oysa hayat benimdi, tamam daha ortaokul öğrencisiydim, her şeyi tam olarak ben bilemezdim, kabul. Ancak anne-babamın da bir durup nefes alıp, “acaba bu çocuk gerçekten ne istiyor?” demeleri gerekmez miydi?
Basketbolu bırakmak konusunda onları memnun etme düşüncem belki de onları memnun etmek için yaptığım son şeydi. Lisede benim dediğim oldu, daha doğrusu onların istediği kadar çalışmadığım için sınavda aldığım notun karşılığı olan bir liseye gittim. Ortaokulun son senesinde vazgeçtiğim basketbola özlemim artsa da, anne-babama olan öfkemden dolayı onlar sonradan “yine basketbol oynayabilirsin” deseler de bir daha basketbolla ilgilenmedim. Spor yaptığım dönemlerdeki alışkın olduğum gün planlamam, basketbolun devreden çıkması ve zaten ders çalışmadan sınıfları geçmeye alışkın olan bende büyük bir zaman boşluğu oluşturmuştu. Çalışan anne-baba sebebiyle boş olan bir eve gitmektense, oldukça da eğlenceli olan okul sonrası bir hayatın varlığını keşfettim.
Okul sonrası bu hayat, seçtiği spor dalı için düzenli antrenman yapan, bunun için mücadele eden ve iyi bir meşguliyet alışkanlığı olan bana oldukça eğlenceli gelmişti. Demek ki insanlar her an değişime açıktı. Böylece bunu da öğrenmiştim. Beraber vakit geçirdiğim arkadaşlarım arasında bulunanlara göre hala oldukça parlaktım. Parlak; kötü alışkanlığı olmayan, dersleri gruba göre nispeten daha iyi bir çocuk demekti. Bu tabir övgü için değil alay etmek içindi. Onlarla birlikte olacaksam, bu ışıltımdan biran önce kurtulmam gerekiyordu. Ben de öyle yaptım.
İlk kötü alışkanlığımın ne olduğunu tahmin etmeniz için zaten uzman olmanıza gerek yok. Bir sporcu olarak kalsaydım elime bile almayacağım sigaranın dumanı artık eski bir basketbolcunun ciğerlerinde dolaşıyordu. Arkadaşlarımın yaptıklarını yaptıkça, onların dillerine ait olan kelimeleri onlar gibi kullandıkça aynı kültürde buluşuyor ve onların yanında artık parlamıyordum. Tıpkı onlar gibi oluyordum. Sigarayı okula girmeden zula etmek, sigaramdan arkadaşlarıma ikram etmek övgü katsayımı her geçen gün artırıyordu. Dersler mi? Dersler durduğu yerde duruyordu ama notlar için aynı şeyi söylemem mümkün değildi.
Kötü alışkanlıkların ilk akla gelen kaynağı doğal olarak tabii ki arkadaşlardır ama ben tüm kalbimle diyebilirim ki, kaynak arkadaşlarım olsa da sebebi beni kötü yöneten annem ve babamdır. Sırf iyi bir akademik başarı için sosyal bir varlık olduğumu göz ardı eden annem-babam, bugünlerde o turuncu basketbol topunun aslında nelere engel olacağını çok iyi anladılar ama iş işten geçti.
Esrar, sigara ile hayatıma neredeyse aynı anda girdi. Sigara içerken aldığım arkadaş övgüsünde level atlamak için esrarı hiç düşünmeden kullandım. Hem bizimkilerde ara sıra alkol alıyordu. Alkol içebilen anne-babanın bir çocuğu olarak esrar pekâlâ içilebilirdi. Arkadaşlarım da zaten aynen böyle anlatmışlardı, “alkol kadar zararlı bile değil” diye. Oysa şimdi anlıyorum az zarar, çok zarar ayrımı değil mesele, zararlı bir şeyi içmeme meselesi ama o ergenlik döneminde her şeyi anlıyor olsak zaten bunlar olmazdı. Haydi, biz ergendik anlamıyorduk da ebeveynler neyi anlamıyordu veya tam olarak bizlere neyi anlatamıyorlardı? Bir bağımlı olarak bu soruyu sormak benim hakkım. Anne-baba cevap bekliyorum sizden…
Bir uyuşturucu satıcısı sizin neye bağımlı olduğunuzla ilgilenmez. Torbasından ne bulursanız satın almanızla ilgilenir. Bunun için de sizin tescilli bir müptezel olmanız onlar için geçer akçedir. Bu yüzden son zamanların yeni nesil uyuşturucularına yapışan orada yapışıp kaldığı için torbacılar bunu satıyor, böylece herkes bu bonzai denen zıkkımı kullanıyor. Çünkü bağımlı olmak garanti, bu da demek oluyor ki devamlı müşterisiniz artık. Bu işten menfaat temin edenlerin tezgâhına düştüğüm gün, parlaklığıma yergi, onların kullandıklarını kullandığım için övgü aldığım gün değildir. Tezgâha düştüğüm gün, bizzat anne-babamın okul başarısı için basketbol ve okul nasıl aynı anda yürür diye yardım etmeyip, basketbolumu tu kaka yaptıkları gündür.
Bana değil, anne-baba size geçmiş olsun…
Bu süreçte en iyi neyi öğrendim biliyor musunuz? Uyuşturucu kullanan biz gençler kötü yönetilen bir mağaza gibiyizdir, beş para etmez uyuşturucular fahiş fiyata, onurumuz, ruhumuz, gençliğimiz, haysiyetimiz, insanlığımız tüm sezon indirimdedir, iflas ise artık çok yakınımızda, belki de çoktan iflas ettik biz!

Mağaza yöneticisi anne-babalar şimdi söyleyin bakalım, Tüketici Oscar’ı sizin mi, evladınızın mı?

YEŞİLAY DERGİSİ EKİM YAZISI

Zafer Ercan
20.09.2014
zafer@zaferercan.com
twitter: @zaferercan