İsviçre

Time Dergisinin bir sayısında, bağımlılık sorununu kapağında anlattığı gibi, uyuşturucu tacirleri için her genç oltaya getirilecek balıktır. Çengelli iğne, balık için yenilecek bir yem haline getirildikten sonra formül devreye girer. Formül; oltaya gelen balığın oltadan kurtulmaması için bulunmuştur. Giriş hızlı, çıkış ya imkânsız, ya da acılı ve iz bırakacak yaralanma ile sonuçlanır. Aynen madde bağımlılığı sorununun insan hayatına girmesi- çıkması ya da çıkmamak konusundaki inadı gibi…

Bağımlılık insanlara onulmaz-onarılmaz bir “İNAT” bağışlar. Bağımlı çevresindeki yol gösterenlere rağmen, kendine rehber edindiği maddelerin peşinden gitmekten vazgeçemez. Rehber yanlış ama maharetlidir. Bağımlılık yapan maddelerin, insanların ruhunda, bedeninde ve sosyal hayatında meydana getirdiği marazlar dünyanın her yerinde aynıdır. Bağımlılık bir dünya sorunudur! Ve her ülke, mücadeleyi kendi meşrebince sürdürmektedir.

İsviçre Kreuzlingen Türk Okul Aile Birliği Başkanı Hüseyin Samsunlu Beyefendi, bizi oradaki vatandaşlarımıza yönelik bilgilendirme faaliyetleri için davet etti. Bu davet sonucunda 10 Mart 2010 Çarşamba günü Zürih’e oradan da Kreuzlingen’e gittik. Cuma günü, Okul Aile Birliği’ne ait, salonda akşam saatlerinde Türk Gençleri ile buluştuk, bazı ebeveynlerin çocuklarının Türkçemizi tam anlamazlar endişesi boşa çıktı ve gözleri bize pırıl pırıl bakan, entegre olmuş ama asimile olmamış Türk Gençliği ile çok güzel bir iletişim kurduk. Toplu fotoğraf dışında benimle özel fotoğraf çektirmeleri beni ziyadesiyle mutlu etti. Çünkü bana göre özel fotoğraf karelerimiz, iletişimimizin başarılı olduğunun göstergesiydi.

Gençlere yönelik yaptığımız konferanstan önceki gün Basel Şehrini gezme imkânı buldum. Gezdiren arkadaşlarım beni şehrin iki noktasına götürdü ki, bu noktalar benim nefesimi kesti. Şehrin en güzel yeri miydi acaba diye düşünenleri hayal kırıklığına uğratacağım çünkü o iki nokta; uyuşturucu ile mücadelenin ve insanlığın bittiği yerlerdi. Gördüğüm bu iki nokta; içeride olanların ayaklarının görülebileceği yükseklikten başlatılmış paravan duvarlarla çevrili ve kapısında güvenlik görevlisinin beklediği “eroin kullanma noktası”ydı. Bu iki nokta, bağımlılık hastalığına yakalanmış insanlardan vazgeçildiğinin en önemli göstergesidir! Bunun dışında hangi gerekçe ile açılırsa açılsın, bu noktalarla ilgili, bana sunulacak tüm gerekçeler saçmadır. Ha bu arada zaten bana bir gerekçe sunan da yok tabii…

Tonlarca, milyonlarca üretilen maddelerin tüketilmesi için illa ki pazar lazım ve sıra, anladığım kadarıyla Basel’de olduğu gibi açık pazarlara gelmiş. Uyuşturucu ile mücadele etmeye çalışırken çoktan kazandığım gerçekçiliğime devam ediyorum elimden geldiğince. Birçok kez söylediğim gibi; hayatımızda, idealizmle, realizmi ikiz kardeş gibi götüremezsek, hayal kırıklığımızın ikiz kardeşi, kalp kırıklıklarımız olur, her daim… 

Benim gerçekliğim, insanlarıma söylediğim ve anlatmaya çalıştığım her bağımlılık mücadele sözünün, bir ton uyuşturucu kadar önemli olduğunu öğretti bana. İsviçre’de de söylediğimiz sözler 1 ton kadar ağır bassın, kalıcı olsun hafızalarda diye uğraştık ben ve Şahin Müdürüm ki, gelen geri bildirimlerde aynen bunu söylüyordu bize. Hani derler ya “taş yerinde ağırdır” diye, biz yerimizden kalkıp gittik İsviçre’ye, baktık ki, başka yere gidince de aynı ağırlık oluyormuş, vesselam…

Perşembe günü, Zürih’te Türk İslam Kültür Derneği’ndeydik. Orada da çok güzel bir konferans verdik, bağımlılık derdinin her yerde aynı olduğunu gördük. Konferanstan önce Zürih’in eğlence mekânlarının toplandığı bir bölgeye gittik. Eğlenceli diye isim verilen her yerin de uyuşturucu sorunuyla iç içe olduğunu burada da görmüş olduk. Yani, insanların birbirine güvensiz gözlerle baktığı bu bölgede “fuhuş+uyuşturucu+kulüp müziği= eğlence (!)” olmuştu. Tecrübelerimle etrafıma baktığımda, kimsenin bana bir şey anlatmasına gerek yoktu. Etraf Latin müzik yapan kulüplerle doluydu, bu İspanyolca bilenler demekti ki, zaten çok kısa yürüdüğümüz sokaklarda bu dili hemencecik de duymuştuk. İspanya, Güney Amerika’dan kokainin en çok geldiği, okyanusun en başında ki ülkedir ve bu sebeplerle gezdiğimiz bu bölge kokain başta olmak üzere bilumum maddelerin merkeziydi ki etrafımızdan yürüyüp giden “junkile”rde (İngilizcede bağımlılara denir, daha çok da iğne ile eroin alanlara) tüm dediklerimin ispatıydı…

Pazar günü son eğitimimizi bizi İsviçre’ye davet eden, İsviçre Kreuzlingen Türk Okul Aile Birliği ebeveynlerine yönelik, şehrin belediyesine ait çok güzel bir salonda yaptık. Eroin içenlere yer temin edenler aynı zamanda, kapıları, sizin kullanmak istediğiniz saatte açılan ve işiniz bittiğinde yine her şeyini otomatik olarak kapatan salonu da veriyorlar. Salonu vermek sosyal devlet anlayışının harika örneği iken, eroin kullanma alanı ise acaba hangi sosyalliğin tanımıydı? Yaptığımız güzel eğitimin yanı sıra birbirine iki zıt mekânın da devlet imkânları ile sunulmasının da nasıl bir çelişki olduğunu düşünmeden de edemedik tabii ki…

Zürih’ten kalkan uçağımız Elazığ’a yaklaşırken, dışarıdaki rüzgârın uçağı sallamasıyla, yaşadığım tecrübe, bugüne kadarki uçuşlarımdaki, uçağın düşeceğini aklıma getirdiğim ilk tecrübem oldu. Çok korktum. Uçağın düşmesiyle oluşacak ölümle, bağımlılık yapan maddelerin esiri olmuşların, yaşarken ölü hallerini ve ölüm risklerini uçağımızın düşme oranıyla karşılaştırdım, baktım; korkmuyorum…

Dünya gerçekten de bağımlılıkla mücadele ediyor muydu? Her zaman sorduğum bu soru, başka ülkelerdeki sorunları da kendi gözlerimle gördüğüm de daha da sık sorduğum bir soru haline geliyor; gerçekten de dünya ne yapıyor? Muhakkak ki dünya çok şey yapıyor ama sanırım kaçakçılar ve bağımlıların işbirliği çok daha kalıcı ve çok daha etkili.

Anlayacağınız, Afgan tarlayı ekmekte, Avrupa’da bilumum yerler haplar üretmekte, Hollanda uyuşturucu turizmi yapmakta, Güney Amerika kokolamakta, kalan diğer her yerde esrarlamakta, yani vaziyet henüz berkemal değil…

Ve bizler de inatla; “insana sonsuz, bağımlılığa sıfır tolerans!” demekteyiz. Demekteyiz değil mi dostlar?

Zafer Ercan
17.03.2010
zafer@zaferercan.com


Yorum yazmak istiyorum
Haftalık yazılarda arşiv
Hınzır, nam-ı diğer Domuz 01.09.2010
Bir metre ne kadar uzaktır? 09.07.2010
Köylü Kafalı Köylüm * 08.05.2010
Halkı sloganlarla kurtarmak (!) 30.04.2010
İsviçre 17.03.2010
Kendinden başkasını düşün(e-bil)mek 03.02.2010
Pamuk Ayna 29.01.2010
Diğer yazılar : 1

Şu anda sitede 7 kişi online
Zafer ERCAN sitede
Linkler
Adam alkolü alır, alkol alkolü alır, alkol adamı alır...
Çin Atasözü
ETKİNLİKLER

...
PAMUK AYNA YÖNTEMİ Bağımlılıkla mücadele, tahammülü öğrenmekle başlar!


...
PAMUK AYNA YÖNTEMİ Bağımlılıkla mücadele, tahammülü öğrenmekle başlar!


...
PAMUK AYNA YÖNTEMİ Bağımlılıkla mücadele, tahammülü öğrenmekle başlar!


...
PAMUK AYNA YÖNTEMİ Bağımlılıkla mücadele, tahammülü öğrenmekle başlar!


...
PAMUK AYNA YÖNTEMİ Bağımlılıkla mücadele, tahammülü öğrenmekle başlar!


...
PAMUK AYNA YÖNTEMİ Bağımlılıkla mücadele, tahammülü öğrenmekle başlar!