Ankara’da okurken ne zaman önünden geçsem, “ben de burada okusaydım ne olurdum?” diye sorardım hep kendime. Çünkü üniversite tercihlerim arasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, (DTCF) Arkeoloji Bölümü de vardı. Hayatımın az bir zamanında arkeolog olmayı da düşünmüşüm sizin anlayacağınız.
O üniversitenin içerisine Ankara’da okuduğum dönemlerde bir kez girmiştim, öğrenciyken benim de rol aldığım, Polis Akademisi Tiyatro Topluğunun sahneleyeceği, tiyatro oyununun afişlerini asmak için. Üniversite öğrencileriyle akademi öğrencilerinin sergileyeceğimiz oyunu birlikte izlemesini istiyorduk ama oyun o zaman ki yöneticilerimizin kararıyla hiç sergilenmemişti. Ben de böylece, öğrenciyken yaşayacağımız resmi-sivil öğrenci kaynaşmasını görme şansını kaybetmiştim.
İnsanları birbirinden ayıran en önemli özellikleri niyetleridir. İyi niyetli olmakla, kötü niyetli olmanın insanların yüzünde varolan insanlık nurlarını bile değiştirdiğine yürekten inanıyorum ki yüzler, gözler asla yalan söylemez. Dün akşam seyrettiğim haberlerin içerisinde beni en çok etkileyen, DTCF’nin önünde yavrusunu, kaptırdığı örgütten geri isteyen annenin feryatları oldu. Anneliğin ne kadar güçlü duygularla insanı sarıp, sarmaladığını bir kez daha görmüş olduk. Bir anne hangi amaca hizmet ettiği bile belli olmayan, güya sözüm ona halkı kurtaracak eylemlerin yalancı savaşçılarına tek başına meydan okuyordu…
Annelik bu kadar güçlüyken, bir evlat bunları annesine neden yaşatıyordu? Binbir zorluklarla kazandıkları üniversiteleri neden hakkıyla okumayıp, sonu asla gelmeyecek hayal gemilerine biniyordu bu gençler? Hepsi halka hizmet etme derdindeyken neden hiç birisi bir günün bir anında bile halktan birine asla ve kata yardım etmemişlerdi? Tüm yakın tarihin kanına ve gözyaşına rağmen neden hala yumruklarını sıktıklarında, slogan attıklarında sistemin değişeceği saflığındaydılar? Bu soruların cevaplarını hem onlar, hem de ben çok iyi biliyorum ama herkes işine geldiği gibi yaşamanın kolaylığında…
Ben küçük ve basit bir adamım. Hayatımda her zaman “bir insanın” kurtulması için çaba sarfediyorum, tüm halkı kendi başıma kurtarmak gibi beyhude bir çabanın içerisine de asla girmiyorum ama şunu da biliyorum ki; bir hayat, koca bir alem demektir…
Dr. Yalçın Ergin’in Nazım Hikmet yazmış yanlışlığı ile bilinen şiirinde dediği gibi;
“…
Basit yaşayacaksın, basit
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi
basit…”.
Nazım Hikmet’te sanki tam tersini diyor gibi “Yaşama Dair” adlı şiirinde;
“…
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.”
Kelimeler birbirinin zıttı gibi olsa da, her iki şairde aslında aynı şeyleri söylüyor mısralarında. Hayat sadece kendimiz için yaşanılacak, sadece kendimize fayda sağlayacak ve de kesinlikle birilerinin güdümünde güdümlenecek bir hayat değildir! Hayat yaşamak için, hem de yaşatmak içindir…
DTCF’nin önündeki eylemci arkadaşlar ne kadar rahatsız ise sistemin içerisindeki adaletsizlikten ve haksızlıklardan, sanmasın ki polisler rahat, öğretmenler çok mutlu, doktorlar nirvanaya ulaştı. Hepsi dertli, hepsi isyan ediyor gerektiğinde ve de hepsi gözyaşı döküyor ama yumrukları boş yere sıkıp ha bire öfkeden beslenenlerden bir farkla hatta çok farkla; hepsi çalışıyor ve üretiyorlar. Kendisiyle birlikte başkalarına da faydalı olmaya çalışıyorlar. Benden farklı düşünceleri olanları asla küçümsemiyorum, haddim değil ama emek verip para kazanmanın ne olduğunu bilmeden baba parasıyla emeğin, halkın dertleriyle dertleniyormuş gibi yapmanın da bir işe yaramadığını yıllardır hepimiz çok iyi biliyoruz. Yakın tarihimiz bu söylediğimi acılarla öğrenmiş gençlerle dolu ki bu kardeşlerimiz de zamanı gelince öğrenecekler. Tabii bu süre zarfında profesyonel eylemci ve teröriste dönüşmezlerse…
Eylemleri sırasında önüne kim gelirse yılmayan bu savaşçılar (!) dün DTCF’nin önünde anne yüreği karşısında süklüm-püklüm oldular. Halk için bir şeyler yaptığını iddia eden eylemci arkadaşlar, basit bir soru soralım size, halk için didinirken anneleri de bu hale düşürmek kutsal (!) davanızın bir parçası mıdır acep? Bu sorunun cevabını verecek bir yürek var mı sizlerde? Bence; YOK…
Eylemlerle çok büyük işler yaptığını sanıp, müthiş enerjilerini sınıf yerine fakülte önünde “polis defol” ve çok da yaratıcı olmayan benzeri sloganlarla geçiren sevgili öğrenciler; halk için, halkın huzurunu kaçıran sizlerden kaçınız herhangi bir mesleğin sahibi olup da, doğuda herhangi bir yerde halkınız için hizmet etmeyi göze alırsınız? Buralarda halka hizmet etmek için yeterince yer var, gelmek ister misiniz?
Halk; sloganlı eylemlerle değil, çalışılarak ortaya koyulan eylemlerle kurtarılır!
Bu arada slogan konusunda hakikaten kötüsünüz, yıllardır aynı sığ-kıt cümleler, değiştirin biraz, slogan atarak ülkenin düzeleceğine inansam ben hepinizden daha güzel sloganlar bulurdum, emin olun…
Zafer Ercan
zafer@zaferercan.com
30.04.2010